Çağdaş Türkçülük, Çağdaşlaştırılmaya Çalışılan İslâm

0
160

Ötüken’in sadık hizmetkârı Tuman (Teoman)’ın tarihte ilk kez Türk boylarını bir araya getirmesinden sonra oğlu Motun (Mete Han)’un ilk kez Türklerden müteşekkil bir siyasî organizma (devlet) tesisinde bu organizmayı rapteden dört unsurdan biri olan millet/bodun terimi; soy birliğine dayanan, boyların birleşmesiyle oluşan bir mahiyetin rengiyledir. Kadim yurdumuz ve ezelî topraklarımız Orta Asya kültür bölgelerinden beslenen, çağlar sonrasına aktarımı sağlanan, geleneksel örfî hukukun ve ahlâkın kültürel hafızaya yerleşmesiyle tabiat kazanan bu terim, asırlar içerisinde dönemsel olarak muhtelif algılamalar ve anlamlandırmalar, görüşler çerçevesinde içerik değişme ve genişlemesine uğramıştır. Kadim tarihimizde millete duyulan muhabbet, dayanışma, harsî bağlılık ve fıtrî bir aidiyet hissiyle izah edilebilecek sosyolojik bir olgu olması hasebiyle Türklük, bugün neşredilen Türkçülükten bir hayli bakımdan ayrımlıdır.

Devlet-i Osmaniye’nin inkırazıyla Avrupa’nın takibatına başlanan 18. asırda İslâmi kaidelerin terbiye ediciliği III. Selim, 19. asırda II. Mahmud’un tanzimleriyle sınırlandırılmış, bundan sonraki dönemler Frengistan’ın misal telakki olunan yenilik anlayışıyla Osmanlı’da akis bulmuştur. Kemal Karpat’ın anlatımıyla “Islahatın kaynağı ve modeli Avrupa olduğundan, hedefin, açıkça söylenmemesine rağmen Avrupalılaşmak olduğu kendiliğinden ortaya çıkmıştır.” Abdülmecid döneminin en mühim meselelerinden müsâvatı destekleyen 1839 Tanzimat Fermanı ile 1856’da ilan edilen Islahat Fermanı, imparatorluğu bir arada tutmakta akim kaldığı gibi muharebelerde alınan mağlubiyetlerin ziyadeleşmesiyle birlikte düvel-i ecnebînin dahilî müdahalelerine de kapı aralamıştır. Fransız İhtilali’nin karanlık ellerinin Osmanlı’ya uzandığı 19. yüzyılda aydınlık için medet umulan her bir asrî atılım, artık beşerî hayatın mihengi olarak İslâm’dan tedrîcen uzaklaşıldığının göstergesidir.

Abdülaziz idaresinde devleti bu felaket gidişatından alıkoymak maksadına malik Genç Osmanlılar lafzıyla tesmiye edilen kadronun, çareyi meşrutî bir idare üslubunda bulması, bilhassa iktîsadî bozulmalar ve bu eksende peyda olan her türlü menfi sayılabilecek içtimaî bulgu, İslâm’ın istisna edilmediği tartışmaları ziyadesiyle hararetlendirmiştir. Namık Kemal’in katkılarıyla matbuattan istifadenin henüz revaç bulmaya başladığı Osmanlı’da, Batı’dan seyelân eden fikir hareketleri yeni paradigmaile filizlenmeye yüz tutmuştur.

Milliyetçiliğin gecikmeli tırmandığı Osmanlı’da, Sırpların 1804’te bağımsızlık konusundaki atılımından cesaretlenerek 1821’de isyana kalkışan Yunanlıların yaklaşık bir yıl sonra bağımsızlık ilanı, II. Mahmud döneminde henüz politik bir fikir olmasa da tatbikata sokulan Osmanlıcılığın aldığı mağlubiyetlerin somut ilkidir. 1875’te vuku bulan Bosna-Hersek İsyanı, 1876’da Bulgar İsyanı ve 1878 Berlin Antlaşması’yla ayrılık zelzelesini kuvvetlendiren Sırbistan’ın bağımsızlığı, II. Abdülhamid’e muarız İttihatçıların meşrutî yönetim yönündeki kanaatlerini pekiştirmiştir. Azınlıkların devletten ayrılıkları ve dağılma emareleri, II. Abdülhamid devrinde birçok siyasî mefkûrenin neşet etmesine sebebiyet vermiştir.

Yeni Osmanlıların da desteğiyle milliyetçilik furyasına mâni olmak için serdedilen Osmanlıcılık akımının işlevde kifayetsiz kaldığı açıktır. II. Abdülhamid’in İslâmî yönetim anlayışının yanı sıra Batı’nın Osmanlı’dan beşerî anlamda güçlü olduğunu kabul eden fakat İslâm’ın her durumda temel umdelerine ve değerlerine mutabık kalınmak şartıyla gelişime açık olduğunu müdafaa eden, Osmanlı’da tüm ümmeti tek çatı altında toplamak maksadı doğrultusunda Babanzâde Ahmet Naim, Mehmed Âkif gibi yazın çevresinin gözdelerinden oluşan zümre, en nihâi mensubiyet vasıtası olarak “İttihad-ı İslâm” kimliğinin mesuliyetlerini deruhte etmiştir.

  1. asrın başları, Balkan Savaşlarının ardından başat akım vasfıyla Türkçülük sloganına sahne olur. Milliyetçilik anlayışını çeşitlendiren simalar dışında Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp, mefkûrenin doğumunda en mühim iki otoriter aydındır. Modernleşmenin lüzumlu bir neticesi olarak açıklanan ve modernleşme evvelindeki Türkçülükten ayrılan, sistemleştirilmiş, kitlesel bir hal üzere sabitlenmiş, ilmî esaslarla tesis edilmiş, giderek siyâsî hal kazanan Türkçülüğün farklılaşan noktaları olduğu halde müşterek hususu, İslâm’a karşıt bir ideoloji olmadığıydı. Akçura, Türk birliği politikasının faydalarını listelerken “Osmanlı ülkesindeki Türkler hem dinî hem ırkî bağlar ile pek sıkı, yalnız dinî olmaktan daha sıkı birleşecek.”öngörüsünde bulunuyor, “bu hizmetin yerine getirilebilmesi için İslâm’ın Hristiyanlıkta olduğu gibi içinde milliyetlerin doğmasını kabul edebilecek şekilde değişmesi” nimecbûrî görüyor, “Dinler ancak ırklarla birleşerek, ırklara yardımcı ve hatta hizmet edici olarak siyasî ve içtimaî ehemmiyetlerini muhafaza edebiliyorlar.” diyerek kaygan zemine yeni bir zihnî tasarım çiziyordu.

Ahmet Naim, tefrikanın karşısında duran, yaklaşık on dört asır evvelinde kavmiyet üstünlüğünü, bu bağlama dahil olabilecek her düşkünlüğü, toplumsal düşünceyi çağ ayrımı gözetmeksizin nehyeden umûmî bir köklülük olarak İslâm’ın bu hususta bina edilen ikazını “Kavmiyet zokası zehirlidir. Onu yutanlar zaten dinsizlikle malûl iseler o zehri yuttuktan sonra felâh bulmazlar. Eğer dindar iseler o zehri yuttuktan sonra felâh bulamazlar.” şeklinde o günlerde hulasa eder.

Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Türk tarihinin başlangıcını milliyetçiliğin başlangıcı addederek millet seciyesi ile beşerî bir hamle olarak milliyetçilik siyasetini denk gören, milletin haysiyetini muhafaza etmekte milliyetçiliği muhik istikamet belleyen; İslâm’ı, çağın sansasyonel rağbetlerine yardımcı unsur kabul eden görüşler, takdir sebepleri ne olursa olsun taksirat ve zayiatı itibariyle içi doldurulmakta ısrar edilen geçici kalıplardır. Hiçbir fikrî ittihadın bileğini bükebileceği İslam; İslâm’ı mağlubiyete müptela edecek bir aleyhtar, alemi imha etmeye teşebbüste kıyametten daha sabırsız hiçbir müsterih yoktur.

Yazar:

Gamze Şentürk

KAYNAKÇA

AKÇURA Yusuf, Üç Tarzı Siyaset, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1976.

ÇALEN Dr. Mehmet Kaan, Osmanlıcılık ve İslamcılık Karşısında Türkçülük,Ötüken Yayınları, İstanbul 2017.

DUMAN Prof. Dr. Halûk Harun, PEKMAN Prof. Dr. Cem, Türk Basın Tarihi, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir 2014.

GÖKALP Ziya, Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak, Karbon Kitaplar, İstanbul 2018.

KARPAT Kemal H.,Kısa Türkiye Tarihi,Timaş Yayınları, İstanbul 2013.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here