TANRIM BİZİ TÜRKLERDEN KORU!

0
108

 

(Leyla COŞAN, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2012)

Dua, her toplumda insanı Tanrı’ya yaklaştıran manevi bir güç, iradeyi sağlamlaştıran görünmez bir kuvvet olagelmiştir. İnsanın Tanrı’ya dua etmek için özel bir merasime gerek olmadığı gibi, her an dua etmesi olasıdır. Ayrıca olumlu ya da olumsuz her duygu halinde yakarışta bulunması da mümkündür. Kişisel dualardan ziyade toplumun bütününü kapsayan, iş birliği halinde yapılmış dualar da mevcuttur. Bu tür durumlarda ise toplumun topyekûn tehlike altında bulunduğunu düşünmek gerekecektir.

XVI. yüzyılda Alman toplumunu etkisi altına alan “Türk tehdidi” Türklerin Avrupa’ya ilerleyişlerinin doğal bir sonucuydu.  Özellikle 1453 yılında İstanbul’un Türkler tarafından fethedilmesi tüm Avrupa’da şok etkisi yaratmıştı. Türklerin yenilmezliği, savaşlardaki üstün cesaret ve maharetleri Alman toplumunun dikkatini çeken ve düşmanlarını yenmek için tanımanın gerekliliğini ortaya koyan bir “Türk imgesi” ortaya çıkarmıştı. Almanlar, Türk korkusunu ve yaklaşan bu tehdidi bertaraf edebilmek için sürekli uyanık kalmak zorunda olduklarının farkındaydılar. Zira Türkler çocuklara dahi bir korku unsuru olarak aşılanmakta, eğer gelirlerse taş üstünde taş kalmayacağı ve her şeylerini kaybedecekleri inancı kabul görmekte idi. Türkler, yazılan dualarda ve kitaplarda ana karnındaki çocuğa dahi acımayan olarak tasvir edilmişti ve bütün dünyayı ele geçirmek istiyorlardı. Bunun sonucunda hem halk tarafından okunan hem de kilise tarafından hazırlanan Türk duaları ortaya çıkmıştı. Üstelik bu sorun sadece kendilerinin değil, diğer ülkelerin de sorunuydu ve bu konuya kesinlikle dikkat çekmek gerekiyordu. Özellikle bu yüzyılda Türklerin Avrupa’ya ilerlemeleri dolayısıyla insanlar da düşmana karşı neler yapılabileceği konusunda fikir yürütme ihtiyacı duymuştur. Fakat şu da bir gerçektir ki, Türk tehdidi söz konusu olunca, bu hususun yorumlanması ve cemaate aktarılması genellikle papazlar tarafından yürütülmekteydi. Böylece kilisenin etkisi ve konumu açıkça ortaya çıkmaktaydı. Kiliselerde Türklere karşı okunan dualarda düşmanın gücü kabul edilmekteydi fakat düşmanın nasıl yenilebileceği hususunda bilgi de verilmekteydi. Düşman ancak Hristiyan dünyasının kendi eksiklerini ve hatalarını gidermesi ile yenilebilirdi. Ayrıca 1600 yılında mahşer gününün geleceğine ve Almanya’nın Türkler tarafından harap edileceğine inanılmaktadır.

Almanlar tüm korkuları ve ön yargılarına rağmen Türkler’e karşı objektif bakmaya çalışmışlar ve düşmanlarını tanımaya özen göstermişlerdir. Özellikle Türklerin savaş yetenekleri, disiplinli oluşları, silah kullanma becerileri, binicilikteki başarıları Almanların dikkatini çeken bazı özelliklerdir. Başka dinden olanları din değiştirmeye zorlamamaları da Türklerin olumlu özellikleri arasındadır.

Martin Luther ve çağdaşlarının yazmış oldukları dua örnekleri de bulunmaktadır. Bunlar: “Çocuklara ve Gençlere Yönelik Dualar, Ev Duaları, Kilise Duaları, Savaş Duaları, Özel Bir Kesime Yönelik Olmayan Türk Duaları” şeklinde sınıflandırılmaktadır. Martin Luther’e göre Tanrı Türkleri, Hristiyanları cezalandırmak ve eğitmek için göndermiştir. Ona göre Türkler sıradan düşmanlar değildirler.

Türkler dua metinlerinde ise daha çok kan dökmek ile ilişkilendirilmişlerdir: “Ellerini Hristıyanların kanında yıkamak (Hände im Blut der Christenwaschen);

-Türk, İsa’nın yerine Muhammed’i koymak istiyor (Der TürkewillMahomet an StellevonJesusetzen);

-Su gibi Hristiyan kanı dökmek (BlutwieWasservergiessen)

-Kana susamış köpek (Bluthund)

-Gözünü kan bürümüş (blutgierig)

-Korkunç Kur’an (GreulicherAlcoran)”

Dualarda kullanılan bir diğer ifade ise “esir almak” ile ilgilidir. Esirlikle ilgili ifadelerde en çok kullanılan kalıplar şu şekilde ifade edilmektedir:

-Hristiyanları esir almak, götürmek, köle yapmak (Christengefangennehmen, wegführen, in Dienstbarkeitwegführen)

-Esir Hristiyanlara işkence, eziyet etmek (gefangeneChristenpeinigen, martern, violieren)

-Çocukları esir alma, götürmek (Kindergefangennehmen, wegführen)

-Esir Hristiyanların sefalet, sefilliği (gefangeneChristenElend, Not)

Dualardaki ifadelerde kullanılan terimlerin çoğunun nefret dolu olmasına bakılırsa, o dönemde var olan Türk algısının büyük bir korku yarattığını ve endişeye sebep olduğunu söylemek mümkündür. Türk sözcüğü tıpkı büyük bir hastalık, bir felaket anlamını çağrıştıracak şeklinde kullanılmıştır. Dualarda dahi kötülüğü ve ölümü çağrıştırmaktadır. Almanlar her ne kadar dualar etmiş olsalar da kurtuluşlarının kendilerini düzeltmelerinden geçtiğinin, geri kaldıklarından ötürü kötü bir durumda olduklarının farkındaydılar. Bu algı ve anlayış, düşmanın boyunduruğundan kurtulmak için en önemli farkındalık olsa gerektir. Türklerin daha sonrasında bir takım yenilgiler almaya başlaması ve gerilemesi hususu, onların bu korkularının biraz da olsa hafiflemesini sağlayan olgulardır. Dua kalıplarındaki bir diğer husus ise propagandanın da şiddetli bir şekilde hissedilmesidir. Çağın gerisinde kalmış olan Alman toplumsal düzeni, dualarla ve kiliselerdeki vaazlar yolu ile aşılmaya çalışılmıştır.

Yazar:

AYBİKE GÜZAY

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here