Ruh Adam

0
57
VUR ŞANLI SİLAHINLA GÖNÜL MÜLKÜ DÜZELSİN.
Not: Bu kitabı okuyacaklar önce Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi ve Çektiklerimiz’i okursa kitabı daha net anlar. Ardından da Dalkavuklar Gecesi’i okunursa isabet olur.
Hüseyin Nihal Atsız edebiyat dünyasında haksızlığa uğramış bir şair ve yazardır.
Yıllarca yazar hakkında duyduğum olumsuz cümlelerden ötürü, deyim yerindeyse burun kıvırıp hiçbir kitabıyla ve düşünceleriyle ilgilenmedim. İçinde fanatiklik olan her düşünce beni rahatsız ediyor. Doğruların içinde, olması muhtemel eğrileri görmemize engel bir bakış açısı gibi geliyor. Fanatiklik düşmanlığı, düşmanlık huzursuzluğu doğurur. Zaten tadı, uçuşan birkaç saniye tatlı anla döşeli şu hayat, yaşarken uzun, geçmişe baktığımızda da bir solukta geçmişçesine yaşanıyor. Bu kadar avuçlarımızdan akıp giderken de neyin fanatikliği, neyin gözü karalığı diye sorguluyorum. Dünyada insanın iyisine inanırım. Yargılamalardan, dayatmalardan, bilmişlikten, sürekli kötülemelerden hoşlanmam. Herkesi okumalıyız düşüncesine de katılmamaktayım. Avuçlarımızdan akıyor saniyeler. Sağlam bir liste oluşturalım, sayılı saatler içinde hedefsiz baykuşlar gibi uçmayalım düşüncesindeyim. Bu yüzden düşüncesi ne olursa olsun bana özgün gelen, bazen tuhaf gelen, bazen gönlümü okşayan, bazen zihnimi çivileyen, bazen düşüncelerimi kurcalayan, bazense sadece nedir diye baktığım okumalar yaparım. Atsız özgün, Oğuz Atay oldukça tuhaf bir okuma oldu. Gönlümü okşayanlar çok, biri şair Metin Altıok. Zihnimi çivileyen Canetti, düşüncelerimi kurcalayan Cioran, nedir diye baktığım da Pirandello idi. Bunların hepsi birer örnek tabi. Hepsini iyi ki aldım, iyi ki okudum. Her biri zihin dünyamda yerini öyle bir yaptı ki haklarını teslim etmek lazım.
Atsız kendisini ifade ederken o kadar değişik bir dile sahip ki; dünyasında insanı ürküten, ama meraktan da yola devam ettiren, hem kızdıran hem de “Gel de hak verme” dedirten yanları olan, çok ama çok farklı bir insan. Hoşuma gitmedi dersem yalan olur. Kızdığım, olmaz böyle dediğim, bunu nasıl düşünmüş dediğim, hayretten bazen fal taşı gibi açılmış gözlerle okuduğum satırları da oldu. Bu yüzden bu adam nasıl bir adam düşüncesiyle Yolların Sonu’nu aldım. Ruh Adam’da içsel birçok konuşma insanı farklı deryalara sürüklerken, şiirlerini milli fikirleri daha ağır basarak yazmıştı. Bu yüzden şiirlerini okuduğumda onu daha iyi anladım. Müthiş bir coşku, insanı güldüren bir gaza getirme, duyguyu şiddetle hissettirmede bir hüneri var. Yadsıyamayız ve bu hünere ben hayran oldum. Katılmadığım satırlar, katıldıklarımla bir saç örgüsü misal karışmış ama bir o kadar intizamlıydı. Ruh Adam’daki yazar duvarlarını kaldırsa da hep temkinle yaklaşmakta olduğumuz biriydi, bu yüzden şiirler kendi ile ilgili daha çok bilgi vermiş.
Kitapta birçok konuşmayı takdirle okurken, birçok konuşmada da kaşlarımı çattım. Ama bu, bu kitabın müthiş bir edebi ve felsefi lezzet içermediğini göstermez. Bilakis, yazar dediğin okuru bir tokatlamalı. Bakın ben bu tokadı çok farklı alanlarda olsa da Cioran’da da yemiştim. Onu okurken ona çok katılmadığım, sonra katıldığım, sonra hayretten okumakta ilerleyemediğim anlar yaşamıştım. Bu kitabı benzer his ve düşüncelerle okudum. Bir insana katılmasanız da onun düşüncelerini ifade ediş şekline hayran olabilirsiniz.
Kitabın içinde bir şiir var. Sevdanın her yürekte aksi başka bir dağdan çarpar gelir insana. İnsanız, göğümüz bir ama gönlümüz ayrı ayrı. Her biriniz kendiniz için, içinize ses olan, nice şiir görmüşsünüzdür. Ben birkaç mısra okumuştum yıllar yıllar önce. Sanıyorum sene 2009’du. Bir arkadaşımla birbirimize beğendiğimiz şiirleri atardık. (O arkadaşım Tanpınar’ı daha o vakitler okumayı geçin yutmuştu satır satır. Ben acemi okuyucu.) Ben de sağı solu şiir bulmak için karıştırırken “Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin./ Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin.” mısralarına denk geldim. Kimin yazdığını bilmiyordum ama beni etkilemişti. Yaş 18, duygular coşkulu. Yuttuk geçtik verdiği etkiyi. Başka satırlara aktı gitti gönlümüz gözümüzle. Derken yıllar sonra dilimin ucuna bu satırlar geliverdi. Çıldırıyorum meraktan ama ne mümkün tam olarak hatırlayamıyorum. Derken bir okurun kitabı okuduğunu gördüm. Alıntıları tıkladım. Ve karşımdaydı satırlar. Bir alıntı uğruna düştüm kitabın peşine. Okudum. Kitap bittiğinde “O neydi o?” dedim. Okuduğunuz kitap size dudak ısırtmalı arkadaşlar. Bu, hep mümkün olamaz. Hepimize başka başka kitaplar bu hissi verir. Bana bu, öyle gelen bir kitap oldu işte. Geri Gelen Mektup şiiri tam anlamıyla karşımdaydı ve ben bunun üzerine sevda şiiri yazılabileceğine inanmıyorum. Ancak buna denk olabilir, Mona Rosa gibi. Bu insanlar, seven sever sevmeyen keyfi bilir insanlar ve benim için tartışmasız çok derin insanlar. Böyle sevda sözü görmedim. Bu şiiri sazla söyleyen birçok insan varmış. 3 gece boyunca sadece bu şarkıları tam olarak sabaha kadar defalarca dinledim. Kalbim davul gibi attı. Hâlâ aklıma geldikçe o dem, içimde garip bir şeyler oluyor. Anneme dedim ki, bu şiir beni öyle etkiledi ki taze aşık olmuş gibiyim. Şimdi sokağa çıksam birileriyle biraz konuşsam, sırf üzerimdeki şu hal yüzünden kim vurduya gidecek kalbim. 🙂 Çünkü duygularım şaha kalktı ve oldukça hedefsizdiler. Neyseki o garip hâli atlattım. Fakat ben böyle şiir görmedim işte. Ne söyleyebilirim.
Ruh Adam, eski bir askerin, askerliği eskide kalmak zorunda olan, oldukça garip bir insanın, şiir de yazan bir buz adamın romanı. Hem hayran olunacak -istemsizce- hem de çok ama çok eleştirilecek yönleri olan bir insan Selim Pusat. (Soyadı dahi kişiliği ile ilgili bilgi veriyor.) Bu adam zaman ilerledikçe, bazı şeyleri düşünüp içselleştirmekten, garip başını alıp -bence- dünya değiştiriyor. Belki de dünyasını desek daha doğru. Kitapta namuslu, pek ahlaklı ve duygulu genç kızlarımız, bana göre çizilen karakterleri oldukça sorgulanısı, var. Ben bu kızlardan hoşlanmadım. Yani bir erkeği tavlamak için bazısı cilve yapar bazısı da namuslu ayağına yatarak yapar bunu. Kişisine göre yani. Aa bir de bakmış ne görsün, kanına girivermiş. Halbuki istemeden olmuştu. İnanırsanız tabi. Kitapta aşkın o basamak atlama anı bana hiç geçmedi. Hissedemedim ben bunu. Fakat şiirler başlı başına bir lezzet olduğu için kendi içlerinde değerlendirdim ve o kısımlar güzel geldi.
Hepimiz kendimiz için bir dünya görüşü belirlemişiz. Doğru olduğuna inandığımız görüşleri zihnimizin muskası etmiş yaşıyoruz. Ben şimdiye kadar benden farklı insanlar okumaktan bir zarar görmedim. Fakat size okuyun demiyorum. Hakkını veremeyecekler bence okumasın. Yahut nefreti katarakt gibi taşıyan insanlar da okumasın. Olur ya gözden gönüle geçmez. Ben Ahmet Kaya da dinlerim. Ahmed Arif de okurum. Atsız’ı da kitaplığımda inci gibi dizer, ince ince okurum. Kendi görüşlerim beni, okuduklarımın görüşleri de kendilerini bağlar. Bu yüzden kitap ırkçılığına hayır, edebiyata evet. Her ne okuyacaksanız kana kana okumanız dileğiyle. Sevgiler.
Yazar:
Kübra Aktepe

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here