Ulusların Kaderini Tayin Eden Müessese: Eğitim

0
142
Cyber attack or computer crime hacking password on a dark background.

Eğitim gibi bir kurum toplumların; şimdiki zamanını ve geleceğini şekillendiren en önemli yapıdır. Bu kurumsal-Sistem’deki aksaklık, toplumların içinde bulunduğu zaman dilimi ve gelecek olan zaman dilimini kötü bir şekilde etkileyerek toplumun çöküşüne neden olabilecek kadar önemli bir yapıdır. Geçmiş dönemlere baktığımız zaman Eğitim açısından geri kalmış toplumların ya da ileri olan toplumların geleceğe bırakmış olduğu mirasları değerlendirdiğimizde aradaki muazzam farkın neler olduğunu çok daha iyi bir şekilde görebiliriz.

Orta Çağa uğrayalım, bu dönem Roma İmparatorluğunun yıkılmasıyla (4 Eylül-476) başlayıp, Osmanlı Devleti’nin İstanbul’u fethiyle (29 Mayıs-1453) sonuçlanan ve bu zaman dilimini kapsayan aralıktır. Özellikle Avrupa’da Karanlık dönem olarak atfedilen bu dönem aslında din’in toplum üzerinde etkili olduğu fikrini belirtmektedir. Din neden bu kadar etkili olmuştu Avrupa’da? Baktığımız zaman cevap çok basit ve açıktır çünkü eğitim açısından geri bırakıldıkları bariz bir şekilde kendini göstermekte. Dünya’nın birçok yerinde o dönemlerde eğitim sadece belli bir zümreye has bir ayrıcalıktı. İşte bu ayrıcalıklı sınıflardan biride Din adamlarının sınıfıydı. Bunlarda dini kendilerinin hegemonyası için diledikleri şekilde tahrip edebiliyordu böylelikle halk gerçek dinden bihaber yaşayarak, bu sınıfın emir ve yasaklarına göre yaşamak zorunda kalıyordu. Ta ki içlerinden biri artık bu sömürüye karşı gelene dek. O kişi Martin Luther idi yaptığı şey ise çok basit ama tüm Dünya tarihi için çok önemli bir işti. İncili kendi ulusunun diline (Almanca) çevirerek, kilisenin dini nasıl suistimal ettiğini açıklıyordu. Böylelikle Avrupa kanlı bir iç hesaplaşmaya girişti ve dinin hegemonyasını kırana kadar milyonlarca canı verdi. Peki sonrasında ne oldu? Peş peşe yaşanan gelişmeler Avrupa uluslarının bugün dünyaya hükmetmesini sağladı. Din’in hegemonyası kırılarak, insan merkezli bir anlayışa yöneldiler. Bu Hümanistik evre yakın bir zamanda Rönesans’ı meydana getirdi ve ilerleyen aşamalarda Sanayi devrimi, Fransız ihtilali derken Ulusal devletler ve sonrasında yaşanan dünya harplerine sebebiyet verdi. Eğitimdeki bu aydınlanma Avrupa uluslarının kaderini öyle bir şekilde değiştirdi ki artık onlar kader yazabilecek büyük bir güce ulaştılar…

Avrupa Orta Çağı karanlık bir şekilde geçirirken, İslam dünyası aydınlık dönemini yaşamaktaydı. Eğitim en azından bir zümreye değilde biraz daha geniş bir kitleye verilmek adına birtakım gelişmelere imza atıyorlardı. Örneğim Karahanlılar o zamanki döneme kadar hiçbir şekilde uygulanmamış olan Burslu öğrenci sistemine geçmiş ve insanların daha yüksek eğitimi ekonomik olarak zorlanmadan almalarını sağlayamaya çalışıyordu. Döneme baktığımız zaman özellikle Antik dönemlerin bilginlerinin eserlerini çevirerek, var olan bilgileri daha da geliştirerek bilim alanında yeni gelişmelere imza atıyorlardı. Bu gelişmeler Avrupa’nın Rönesans’ına kadar İslam aleminin elindeydi, o zamana kadar bunu değerlendirebildikleri kadar değerlendirdiler. Rönesans’tan sonra artık durum tersine işlemeye başladı Avrupa ilim-irfana yönelirken İslam dünyası eğitimi bırakıp cemaat ve tarikatlara yönelmeye başladı, İşte bu ters değişim Avrupa’yı ileriye taşırken, İslam dünyasını’da karanlığa gömüyordu.

Türk milleti olarak özellikle Osmanlı’nın Fatih devrinde çok önemli işlere imza atıyorduk. Dünyanın siyasi tarihini değiştirmek bir yana eğitim açısından ileriye götürecek olan gelişmelerde yaşanıyordu. Fatih’in ileri görüşlülüğü gelecekte Güç’ün Bilgiyi elinde bulunduran da olacağını gösteriyordu. Bundan ötürü Sahn-ı Seman medreselerini kurdurdu ve genel olarak eğitimi Fen ve Sosyal bilimler üzerine verilmesini sağladı. Bu yapı Kanuni döneminde bozulmaya başladı ve Osmanlı’nın son dönemine kadar devam etti, nitekim çöküşün altında yatan en temel özelliklerden biri de akıl-irfandan uzaklaşıp, din eğitimine yönelmekte aramalıyız.

Günümüze gelecek olursak müthiş bir şekilde geriye gidiş söz konusu. Özellikle son çeyrek dönemde Eğitim’de istikrarı yakalayamamış olmamız, bu geriye gidişin temel nedenidir. Cumhuriyet kurulduğunda, Mustafa Kemal Paşa halkın eğitim seviyesini arttırmak adına bir dizi reformlar gerçekleştirdi. Harf İnkılabı, Medreselerin kapatılması, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması bunlardan en önemli olanlarıydı. Mustafa Kemal Paşa henüz Kurtuluş Savaşı yıllarında her nerden eline geçtiyse Amerikalı bir eğitim uzmanı olan Jhon Dewey’in bir yazısını okur ve bu bilim insanını yakından tanımak için ona bir mektup yazar. Düşünebiliyor musunuz cephede savaşmaktasınız buna rağmen eğitim gibi müessesinin ne kadar önemli olduğunu biliyorsunuz ve konunun uzmanı olan bir kişiyi Türkiye’ye davet ediyorsunuz. Sadece bu husus bile Mustafa Kemal Atatürk’ün ne denli ileri görüşlü olduğunu göstermekte. Jhon Dewey Türkiye’ye gelir ve Atatürk’ün talimatı ve ricası ile karış karış Anadoluyu gezer, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin ileride kalkınması için büyük bir önem arz eden Türk Maarifi Hakkında Raporunu sunar. Bu Rapor doğrultusunda çalışmalar başlatılır, başlatılır ama Atatürk’ün ömrü bu raporun fiiliyata dönüşmesine vefa etmez. 1940 tarihinde Köy Enstitüleri kurulur ve Türkiye o dönem için inanılmaz bir atılım ile Türk halkını eğitimde şaha kaldırır. Asıl amacı öğretmen yetiştirmek olan bu okullar, yetiştirdiği öğretmenleri öyle bir donatarak yetiştirir ki burdan mezun olan kişiler sadece bir öğretmen değil, bir doktor, mühendis, el becerilerinden anlayan niteliklerle donatılmıştır. Çok yönlü insanların yetiştirildiği muazzam yapılar idi Köy Enstitüleri. Temelde Yaşayarak-Öğrenme prensibine dayalı bir eğitim veren bu yapılar, son derece başarılı bireyler yetiştiriyordu. Belirttiğimiz gibi sadece öğretmen yetiştirmekle kalmayıp, köylerdeki birçok ihtiyaca cevap verecek şekilde eğitim ve öğretim alıyorlardı. O okullarda yetişen öğretmenlerin nedenli kaliteli ve Türk Milletine ne kadar faydalı olduğunu istatistiki veriler ortaya koymakta. Bugünde okullarımızı Köy Enstitüsü modellerine çevirirsek ve daha da modernize fikirlerle geliştirirsek yeniden eğitim açısından önemli yerlere gelebiliriz.

Dönemin şartlarına baktığımız vakit ilerleme daha çok Teknoloji-Bilişim ve İletişim üzerine. Buna dayanarak okulları katagorilere ayırabiliriz ve her okul bireylerin alanlarında uzmanlaşması için dizayn edilebilir. Öğretmen mi yetiştirmek istiyoruz? O halde Lise’den Üniversiteye kadar öğretmen olmak isteyen bireyleri alanlarına yönelik müfredatın düzenlediği okullara yönlendirmeliyiz. Fen derslerine ağırlık vermiş bir öğreniciyi tutup da Sosyal derslerde boğmanın kimseye bir faydası olmaz, olmadığı gibi kişiyi geriye götürecektir. Zorunlu birkaç dersi; Tarih-Coğrafya ve Dil dersinin tıpkı Üniversitelerin ilk yılı gibi verirsiniz. İlerleyen yıllarda ise bu dersleri ya hiç vermezsiniz ya da çok hafifletirsiniz. Aynı durum Sosyal derslere yatkınlığı olan kişilerin gideceği okullar içinde geçerli olmalıdır. Fen ve Anadolu liseleri ve düz liselerin Türkçe-Matematik, Sözel, Sayısal gibi alanları bu yapının temelini oluşturabilir. Bu temel şablon üzerine giderek daha da geliştirebileceğimiz yapılar oluşturabiliriz. Biz bunları yapmak yerine tam tersi şeyler yapıyoruz. Bu okulları imam hatip liselerine çeviriyoruz. Sürekli din eğitimi alan insanların cennete gideceğine dair bir garanti mi verildi? Veya bu dersleri alan insanlar diğer alanlarda ne gibi bir başarı sağlayacaklar? Bunlar düşünülerek mi sürekli imam hatip liseleri açılıyor yoksa toplumu biat kültürüne alıştırmak ve sorgulamayan robotlaşmış bireyler yetiştirmek için mi açılıyor? Bunları irdelemek gerekir, bunun toplumun istikbali için olmadığını görebilmek için çok düşünmeye ya da üstün zekalı olmaya gerek yok. Bu tür yanlışlardan vazgeçilmelidir, Eğitim önemli bir müessesesidir, bundan ötürü düzgün ve doğru bir zemine oturtulması şart. Yaşayarak-Öğreneceğimiz ve disiplini elden bırakmadan bireyleri yetiştirebileceğimiz eğitim kurumları inşaa edebiliriz. Daha önce bunu yaptık yine yapabiliriz, buna inanmak ve harekete geçmek gerekir.

Bilişim-Teknoloji okullarında öğleden önce teorik bir eğitim verip daha sonra günün geri kalan kısmında saat 3’e kadar pratik dersleri verebiliriz. Böylelikle teoride öğrenilen bilginin pratiğe geçmesi, bilginin kalıcılığını ve bireyinde başarılı olacağını sağlayacaktır. Bu okullar gelecek zamanlarda bize geleceğin Siber Ordu komutanlarını yetiştirecek. Savunma teknolojimizi geliştirecek Mühendisler çıkaracaktır. Dünya’nın kaderini değiştirecek olan Teknolojik ürünlerin yazılımlarını tasarlayabilecek bireyleri yetiştirecektir…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here