KUZEY’İN POLİTİK GÜCÜNÜN UNSURLARI

0
106

İnsanlık tarihi, Dünya’nın tarihine nispeten ufacık bir zaman dilimi ile sınırlanmaktadır. Dünya yaklaşık olarak 4.5 milyar yaşında olup, belli evreleri geçirdikten sonra, günümüz şeklini almıştır. Çekirdeğin içersinde bulunan aktif magmanın devir daimi ile yeryüzünde hayat mümkün kılınmakta. Bu devir daim atmosferi tutup, yeryüzünün sürekli bir şekilde, depremler ile yapılanmasını sağlamaktadır. İnsan ve diğer canlı türlerinin yaşamı bu süreklilikte yatıyor. Dünya, güneşin ekseninde dönen diğer gezegenlere nazaran, yukarıda bahsetmiş olduğumuz hususlardan ötürü, yaşamın olduğu tek gezegendir. En azından karbon dört yaşamlı canlılar için belirttiğimiz yaşam koşulları geçerlidir.

 

Buzul çağlarının bitişi iklimin daha ılıman hale gelmesini sağlamıştır. Ilıman iklim ise yaşayan bitki ve hayvan türlerinin çoğalmasına olanak vermiş, günümüzdekine benzer doğal bir ortam oluşmasını sağlamıştır. Arpa, buğday gibi bitkilerle koyun, keçi ve domuz gibi hayvanların yabani ataları bu ılıman ortamın flora ve faunasının arasına girmişler ve daha sonra insanlar tarafından evcilleştirilmiştir. Evcilleştirme ve tarımın bulunması sayesinde insanlık tarihinin ilk büyük devrimi olarak kabul edilen Neolitik devrim yaşanmıştır. İnsanlık tarihini kökünden değiştiren bir devrim olmasına rağmen dünyanın her yerinde aynı zamanda yaşanmamıştır. Bunun sebebi değişik iklim ve coğrafik koşullardır. Farklı bölgelerde yaşayan insanlar farlı zamanlarda bu devrimi yaşamışlardır. ( Robert P. Jackson, CAMPBELL-BİYOLOJİ )

 

Neolitik dönem coğrafik koşulların farklı olması nedeniyle dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı zaman dilimlerinde ortaya çıkmıştır. Neolitik son buluntulara göre ilk olarak Güneydoğu Anadolu ve Yakındoğu’da M.Ö 11.000 yılında başlamıştır. Tarımın bilinen en eski izlerine sahip olan Yakındoğu, farklı coğrafik görünümler ortaya koymaktadır. Çünkü platolar ve dağlık alanlar çevrili bölgelerin yanı sıra, ağaçsız step alanlar Fırat ve Dicle’nin çevrelediği alüvyonlu ovalar bulunmaktadır. Bu tip coğrafik ayrımlar Neolitik dönemin gelişimini bölgeler açısından farklı zaman dilimine ayırmıştır. Güneydoğu Anadolu’da M.Ö. 11.000 yılda başlayan Neolitik dönem, Orta Anadolu’da M.Ö. 8500 yıllarında Batı Anadolu’da ise M.Ö. 6500 yıllarına rastlamaktadır. Afrika’da en erken Neolitik çağ Mısır Fayum’da M.Ö. 5000 yılında basit göçebe toplulukları ile ilk olarak ortaya çıkmıştır. Avrupa’da ise, Macaristan’da Neolitik dönem M.Ö. 6000 yılarında başlamıştır. Yunanistan’da Erken ve Orta Neolitik dönem M.Ö. 4500-6000 yıllarına rastlamaktadır. Güneydoğu Asya’da M.Ö. 9000 yılları arsında başlarken, Batı Asya’da M.Ö. 5500-6000 yılları arsında basit göçebe ve ilkel tarım kültürleri görülen topluluklar yer almıştır. Japonya ve Kore’de pirinç ağırlıklı tarım yaklaşık 3000 yıl önce görülmüştür.  Orta ve Güney Amerika’da ise Neolitik döneme ait ilk kanıtlar yaklaşık 6000 yıl öncesini göstermektedir. ( Conrad Philip Kotak, İnsan Çeşitliliğine Bir Bakış )

 

Sözüne ettiğimiz Neolitik dönemin farklı yerlerde, farklı zamanlarda ortaya çıkması bölgeler arasındaki kültürel, bilimsel ve kurumsal gelişimleri zaman yönlerinden etkilemiştir. Belli bir zaman diliminde ilk ortaya çıktığı yerlerde avantaj olan Neolitik dönemin tarımsal üretimi, neden ilerleyen zamanlarda dezavantaja dönüşmüştür?  Özellikle siyasi açından bunun zararını, bu ilk bölgelerdeki toplumlar görmüşlerdir. Bu konuda bazı önemli hususlara değinerek, neden azınlıkta kalan bir kesimin, tüm dünya ülkelerini, siyasi ve ekonomik anlamda yönettiğini açıklamaya çalışacağız.

 

Yeryüzünün her bölgesi farklı olmakla birlikte, bazı bölgeleri insanlar için olumlu yaşam koşullarına sahip olabiliyorken, bazı yerleri ise olumsuz koşullara sahiptir. 0-30 kuzey-güney enlemleri arasında yer alan bölgeler, genel olarak yaşam için gerekli olan birçok unsurun ( besinler, elverişli iklim şartları, coğrafik koşulların uygunluğu. ) bulunduğu yerlerdir. Biraz daha kuzeye çıkıldığında ve güneye inildiğinde yine bu koşulların devam etmekte olduğu, fakat çeşitliliğin azalmakta olduğunu görüyoruz. Buna rağmen yaşamı devam ettirecek besinlere ve koşullara sahiptir. Bahsettiğimiz bölgelerde, kurulu olan günümüz devletleri, siyasi ve ekonomik anlamda, kuzeyde yer alan bölgelere oranla az gelişmiş olup, büyük bir kısmı kuzeyli ülkelerin sömürüsü durumundadır. Oysaki geçmişte buralarda yaşayan insanlar yukarda da değinmiş olduğumuz Neolitik devrimi gerçekleştirip, ( tabi bu belli coğrafyalarda olmuştur; Nil deltası, Ganj nehri, Dicle-Fırat, Sarı ırmak vs.) yerleşik hayata geçmişler ve ilk devletleri kurup, kültürel ve bilimsel anlamda ileri düzeye çıkmışlardır. Fakat belirttiğimiz gibi bu ilerleme, belli bir süreden sonra yavaşlamış ve tamamen durmuştur.

 

 

Ekvatoral bölgelerde yaşayan insanların, kuzeyde yaşayanlara göre daha pasif olması, bölgenin her türlü olumlu koşullara sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Buralarda yaşayanlar birçok şeyi, her hangi bir çaba göstermeden elde ettikleri için onları düşünmeye, farklı yollar aramaya sevk edecek her hangi bir olumsuz durum yaşanmamıştır. Bu pasiflik zamanla insanların yaratıcı düşünme yeteneklerini olumsuz yönde etkileyerek, onların üretim anlamında körelmelerine neden olmuştur. İklimsel koşulların iyi olması akabinde çeşitli meyve ve bitkilerin bol miktarda bulunmasını sağlamış olup, aynı şekilde tarımsal ürünlerin bolluğu, buralarda yaşayan insanların beslenme şeklini etkilemiştir. Protein bakımından zengin olmayan bu besinler, beynin gelişimini de etkilemiştir.  (Jared Diamond, Tüfek, Çelik ve Mikrop ) Kuzeyde yaşayan topluluklar ise hayatta kalma dürtüsü ile hareket ederek, hazır bir şekilde ulaşabilecekleri yiyeceklere sahip olmadıkları için sürekli av peşinde koşarak hayatta kalma mücadelesinde başarılı olmuşlardır. Bu süreç onların daha güçlü olmasını sağlamış, kırmızı et tüketimi ile beynin gelişimini olumlu yönden etkileyerek daha iyi düşünebilme, alternatifler bulabilme gibi yeteneklerini geliştirmiştir. ( Charles Darwin, Türlerin Kökeni )

Neolitik devrim ile özellikle nehir kenarlarında ve tarımın yapılabildiği verimli ovalarda ürünlerin bollaşması yanında nüfus artışını da sağlamış olup, köylerden müteşekkil olan yerleşimler, zamanla şehirlere dönüşmüştür. Bu dilimde devlet olma olgusu da filizlenmeye başlamıştır. Kültürel gelişim, bilgi birikimini sağlamış bunun yanında insan gücüne dayalı aletlerin icat edilmesini mümkün kılmıştır. İlk yerleşim yerlerinde bunlar yaşanmakta iken, iklim şartlarının ve coğrafik koşulların olumsuz olduğu bölgelerde ilkel yaşam devam etmekte idi. Hayatlarını devam ettirecek yiyeceklerin az bulunması nüfusun da kontrollü bir şekilde artmasına neden oluyordu. Neolitik devrimin de diğer bölgelere göre daha geç başlaması bir türlü istenilen nüfus artışını sağlayamıyordu. Besin yetersizliği ve sert iklim koşulları nüfus popülasyonun da artışlara değil de düşüşlere ve anne-baba’nın koruyabilecekleri kadar çocuk yapmalarına neden oluyordu. Zorunluluklardan kaynaklanan alternatif ürün arayışları kuzeyli toplumların gelecek nesillere aktarabildikleri güçlü genler sayesinde, yeni nesillerin daha güçlü ve dirençli olmalarının yanında, iyi bir analiz etme yetisinin oluşmasını sağlıyordu. Birikerek devam eden bu deneyimler zamanla kuzeyli toplumları, güneyli kesimlere hakim kılacaktı. Tabi ki bu yönetme olgusu sadece bu hususlara bağlanacak bir özellik değildir. Belli bir zaman diliminde bu eğilimde devam eden gelişim süreci, herhangi bir engelleme ile karşılaşmadan gelişimine devam etmiştir.

 

Antik dönemlerde Mısır uygarlığının matematik, astroloji gibi alanlarda gelişimi ve özellikle ege çevresinde yaşayan düşünürlerin yapmış oldukları çalışmalar, Dünya tarihinde kalıcı izler bırakacak olan birçok teknolojik ve bilimsel ilerlemenin temellerini atmıştır. Roma imparatorluğu bu bilgilerden ilham alarak sağlık alanında, kültürel, sanatsal ve ekonomik gelişim anlamında, bu kaynaklardan yararlanarak, büyük bir imparatorluk olma konusunda ilerlemişti. İslam dünyası ise, bu Latince kaynakların çevirisi ile bir ivme yakalayarak, kendi düşünürlerini yetiştirip, İslam devletlerinin güçlenmesini ve bilinen dünyanın birçok bölgesine hükmetmesini sağlamıştı. Özellikle semavi dinlerin etkisi ile toplumlar dinin yönlendirdiği şekilde gelişme eğilimi gösteriyordu. İlkel teknolojik gelişimler genel olarak savaş araç-gereçleri ve tarımsal üretimi sağlayacak aletlerin üretimi ile devam etmekteydi. Bundan ötürü savaşçı özelliğe sahip kavimler, ilkel silahların üretimi ve bunları iyi bir şekilde kullanmaları ile yine boşalan siyasi otoriteleri doldurabiliyorlardı. Tarihte kurulan ilk Türk devletleri bunların en iyi örneğidir. Bilgi birikiminin sürekliliği yeni düşüncelere yer veriyordu. Skolastik düşünce ile yoğrulan ve bunun karanlığı altında ezilen kavimler için güneş yavaş yavaş batı da kurulmuş olan son İslam devleti Endülüs Emeviler’in aracılığı ile yükseliyordu. Avrupa kavimleri karanlık ortaçağdan, aydınlanma çağına doğru yelken açmaya başladı, matbaanın Uzakdoğu Asya’dan getirilip, geliştirilmesi ile Skolastik düşünce yıkılmaya başladı. İnsanlar öğrenmeye başladıkça, yeni fikirler doğmaya başladı. Avrupa yine bir zorunluluktan dolayı, ticaretini canlandırmak için yeni yollar aramaya koyuldu. Böylelikle coğrafik keşifler başladı. Yön değiştiren yollar bazı önemli imparatorlukları gelecekte çöküşe götürecek olan sarsıntıların temelini attı ( Osmanlı İmparatorluğu, İtalyan kent devletleri, Akdeniz liman kentleri vs. ) Coğrafik keşifler ile sömürü düzeni kurulmaya başladı, bununla birlikte değerli madenlerin Avrupa’ya girmesi ile sermaye birikimi arttı. Bilginin ulaşabilirliğinin kolaylaşması toplumun kültürel ve bilimsel seviyesini kısmen arttırdı. Bu artış özgür düşünce ortamının doğmasını ve büyümesini sağladı. Rönesans ve Reform hareketleri, Skolastik düşünceyi tamamen ortadan kaldırarak, Avrupalı kavimlerin yükselişini kolaylaştırdı. Sermaye birikimi ilerleyen zamanlarda yeni üretimleri mümkün kılacak kıvılcımın atılmasını sağladı. 18. yüzyılın sonlarına gelindiğinde kıvılcım alevlendi ve sanayi inkılabının temelleri atıldı. Buharlı makinelerin kullanılmaya başlaması ile teknoloji çağı için uçak pistten bir daha inmemek üzere kalkış yaptı. Avrupa devletleri, İngiltere öncülüğünde gelişen sanayinin yayılması ile Neolitikte göz bebeği olup birçok yerden önce her şeyin öncüsü olan coğrafyaların derin bir sessizliğe gömülmesini sağladı. Kuzeyin politik gücü şuan da devam etmektedir ve bu ezici bir üstünlük ile yoluna çıkan her şeyi ezip geçmekte.

 

Bu gücü sağlayan unsurları şu şekilde sıralar isek;

 

  1. Coğrafyanın olumsuz şartları kuzeylileri arayışlara yöneltti.
  2. Beslenme şekilleri uzun bir zaman diliminden sonra lehlerine oldu.
  3. Zorunluluk onları üretmeye yöneltti.
  4. Doğal şartların zorluğu her defasında bir sonraki nesli, bir öncekine göre güçlü kıldı.
  5. Sermaye birikimi, teknolojik ilerleme için ana kaynak oldu.
  6. Bilgi birikiminin, özgür ortam bulduğunda ortaya çıkması ivmeyi hızlandırdı.
  7. Bazı inançların egemen güç olmaya teşviki, toplumları daha çok çalışmaya sevk etmesi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here