OTRAR HADİSESİ

0
388

Çin, zenginliği ve türlü ticaret çeşitliliği ile öteden beri yakın şarkın kudretli devlet adamlarını cezbeden büyük ülkelerden biri olmuştur. Sultan Muhammed de İran ve Maveraünnehir fütuhatını tamamlayarak etrafında kendisiyle boy ölçüşecek hükümdar kalmadığına hükmettiği zamanlarda Çin ile esaslı surette ilgilenmeğe başlamıştı. Harezm ile Uzak-doğu arasında gidip gelen tüccarlardan bu hususta yeterli derecede bilgi edindiği ve onu bu muazzam kıtanın işgalini düşünmeye kadar götürmüştü. Harezmşahlar devleti erkânından İmâdü’l-mülk Tâcü’d-din Debîr-i Gâmî’ye göre; Sultan Muhammed Çin’in fethini aklına koymuş; uzaklığı, harekât zorluğu gibi ileri sürülen zorluklar dahi onu bu fikrinden vaz geçirmek için yeterli olamamıştır ayrıca Moğol imparatorluğunun batı hududu Cebe’nin Güçlük’ü bertaraf etmesiyle Harezm sahasına kadar dayanmış bulunuyordu. Böylece Moğollar bir Türk-İran imparatorluğu olan Harezm imparatorluğunun sınır komşusu oldu. Harezm bölgesinin uluslararası ticarette oynadığı rol önemlidir. Çünkü Çin ile Akdeniz dünyası ve Hindistan ile Güney Rusya arasındaki kavşakta yer alan Harezm, doğudan, batıdan, kuzeyden ve güneyden gelen ticaret kervanlarının buluşma yeriydi. Barthold, yerinde bir ifadeyle “Harezm bölgesinin bozkır ticaretindeki rolünü Britanya adalarının deniz ticaretindeki rolüne benzetmektedir”. Uygurlar ve Çinliler ile ticaret yapan Harezmli tacirlerden, Kuzey Çin’in Cengiz Han tarafından fethedildiği öğrenilmişti.

Çin, çok uzun süreden beri Müslümanların düşlerini süslüyordu. Harezm İmparatorluğunun başındaki kişi Muhammed Şah durumu tahkik etmek, Moğolların gücünü öğrenmek ve nitelikli bilgiler almak için Cengiz Han’a Seyyid Bahâü’d-din-i Râzî başkanlığındaki bir heyeti Çin’e gönderdi. Elçi Seyyid Bahâü’d-din-i Râzî, Cengiz Han’ın Uzak Doğu’da bulunduğu sırada geldi ve iyi karşılandı. Cengiz Han, Bahâ ü’d-din-i Râzî ile görüşürken, kendisini şarkın, Harezmşahın da garbın efendisi olduğunu söylemesinden anlaşılan Cengiz Han, Harezmşahla dostluğunun oluşmasını umut etti ve kurulacak sulh neticesinde her iki tarafın da kervanlarının serbestçe gidip gelmelerini memnunlukla karşılayacağını, ticaret kervanındaki insanların imparatorluğu dahilinde tam bir emniyet içinde bulunacağını bildirdi. Ancak Muhammed Şah, Cengiz Han’ı ticaret ortağından daha çok bir rakip olarak görüyor ve bu yüzden ekonomiyle pek fazla ilgilenmiyordu. Cengiz Han, Şah’ın elçisine karşılık olarak tüccar kervanı eşliğinde bir elçi gönderdi. Cengiz Han, anlaşma şartlarını tayin ve münasebetleri geliştirmek maksadıyla Mahmudü’l – Harezmî, Ali Hâcc-i Buhârî ve Yusuf Kenkâ-i Otrarî adlı elçilerini, Sultanın elçisiyle birlikte Harezm’e gönderdi. Ticaret kervanı ve elçi 1218’de Maveraünnehir bölgesine ulaştı.

Bunlar Cengiz Han tarafından Sultana hediye edilmek üzere, Çin dağlarından çıkarılmış deve hörgücü, cesametinde ve ancak bir araba ile nakledilen altın külçesi, Çin kumaşları ve saireyi yanlarında götürmüşlerdi. Heyete refakat eden bâzirgânların da maden külçeleri, akik taşları, misk, Torku denilen ve beyaz deve tüyünden mamul olup parçasının fiyatı en aşağı 50 dinar eden kıymetli kumaşlar ve çeşitli ihraç maddeleri vardı. Şah, elçiyi yakından sorgulayarak üstünlük tasladı. Bar Habraeus’a göre Moğol elçisi bu durum karşısında altta kalmadı: “Bundan böyle dünyanın tüm ülkeleri arasında barış olmasını ve tüccarların korkmadan gelip gidebilmelerini, zengin ve yoksulların barış içinde yaşayabilmeleri ve Tanrıya dua edebilmelerini emrediyoruz” dediğini bildirilmektedir. Ukuna’nın başkanlığındaki Moğol elçilik heyeti 450 kişilik ticaret kervanıyla birlikte, Harezmşahlar devletinin hudut şehri olan Otrâr’a geldiği zaman vali tarafından durduruldular. Otrâr valisi, Terken Hatun’un akrabası, Nesevî’ye göre Sultanın dayızâdesi, Ebû’l-Gazi’ye göre Terken Hatun’un amcası oğlu olup, Gayir (veya lâkabını taşıyan Yınâl (İnâl) veya İnalcık idi. Maiyetinde 20 bin süvari vardı. Gelen kafilenin bütün mallarına el koydu ve hepsini katletti, zengin mallara el koydu. Kervanın katledilmesi konusunda iki farklı görüş bulunmaktadır; ilk görüşe göre vali bunu açgözlülükten dolayı yaptığını söylerken diğer bir görüşe göre ise kervanda casuslar olduğunu söylediği için hükümdarın emriyle yaptığı yönündedir. Ancak kaynaklarımız istisnasız cinayet diye bildirdikleri bu katliamda hepsi Müslüman olan tacirlerin Kayır-han’ın servet hırsına kurban gittikleri konusunda hemfikirlerdir. Ancak Sultanın ne dereceye kadar bu katliamın içinde olduğu konusunda ise bir ayrılık görülmektedir.

Otrar faciası ile Muhammed Şah’ın karşı karşıya kaldığı meseleler ciddi bir şekilde gelişim gösterdi. Çünkü Şah iki suç işlemiştir, Moğolların bir elçisini öldürmüş ve ticaret anlaşmasını bozarak savaşa davetiye çıkarmıştır. Moğollar bu cinayetlerin ve küçük düşürülmelerinin intikamını almaktan geri kalamazdı. Cengiz Han, ordusunu Çin savaşına hazırladığı özenle hazırlamıştır. Barthod’un 150.000 ile 200.000 kişi, Müslüman kaynaklarında ise 600.000 ile 700.000 kişi olarak tahmin ettiği çok büyük bir ordu toplamıştı. Bu dönemde Moğollar kaleleri hücumla almaya muktedir olmadıkları görülmüştü. Şayet Muhammed’in stratejisinin sebebi buysa büyük bir hata yapmıştı. Çünkü Cengiz Han’ın emrinde ona yardıma amade Çinli askeri mühendisler vardı. Moğolların Türkistan seferinde kullandıkları mancınık gibi bazı muhasara makinelerini gerçekten Çin’den mi getirdikleri yoksa mahallinde Çinlilerin nezareti altında Müslüman teknisyenler tarafından mı yapıldıkları açıklığa kavuşmamıştır. Bilinen husus bu makinelerin birçok kere kullanıldıklarıdır. Makineler kullanılmadığı zaman Moğollar, Otrar ve Buhara gibi müstahkem şehirlerin muhasarasında hendekleri, toprak ve taşlarla doldurmak ve surlara yaklaşmak için yollar yapmak gibi daha basit çareler ve taktikler kullanıyorlardı. Muhtemelen bu işleri Çinli mühendisler veya Çinlilerin eğittiği Moğollar yönetiyordu.

Cengiz Han 1219’da ordunun yönetimini eline almak için Balkaş Gölü’nün güneydoğusuna Karluklar bölgesine geldi. Harezmliler istila olasılığı karşısında paniğe kapıldılar. Birçok kişi Muhammed’e hücum etmesini önermişti. Şah, Fergana geçitlerini ve Sır derya hattını savunmak için birlikler yerleştirerek imparatorluğun kuzey ve kuzeydoğusunu güvence altına almaya, merkezi düzenini, Semerkant’ı hareketli bir kavşak olarak alıp Maveraünnehir’e yerleştirmeye karar verdi. Cengiz Han Otrar önlerine Eylül 1219’da geldi ve burada oğulları Çağatay ve Ögedey’i on binlerce asker ile Otrar’ın ele geçirilmesi için bölgede bıraktı. Cuçi’yi Hocent yönünde, Tuluy’u ise Buhara taraflarına gönderdi. Otrar’ın muhasarası beş ay sürdü. Nihayet kent Moğollar tarafından çevrildi ve halkı esir alındı. Otrâr kalesi tamamen tahrip edildi. Yaşı genç, güçlü olan kişiler canını kurtarmış ve yardımcı sıfatı ile Moğol ordusuna alındı. Sadece sanat erbabı yerlerinde bırakılmıştı. Ele geçirilen ve tutsak edilen İnalcık Cengiz Han’a gönderildi ve orada Kök Saraydâ öldürüldü Nesevî’ye göre, Cengiz Han İnalcık’ın gözlerine ve kulaklarına eritilmiş gümüş akıtılmasını emretmiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here