“Toprağımızın üstünde şerefsiz yaşamaktansa, toprak altında yatmayı şeref sayarız”

                                                                                 Halide Edip 15 Mayıs 1919 Sultanahmet Konuşması

 Malum Sultanahmet mitingleri öyle vecizeler doğurmuştur ki, milli mücadele, karakterine bu sloganlar ile kavuşmuştur. Halide Edip, İngiliz hafiyelerinin vatanperver enselediği İstanbul’u görmüş, hakkında idam hükmü verilen altı kişi arasında yer almış ve Mustafa Kemal ile kaderdaş olmuştur. Bilgisi ve meziyetleri itibariyle, milletin kaderini tayin edecek meseleleri, kendi üzerine mesuliyet bilen dar bir zümreye mensuptur.  Bu toprakların yakın tarihi yazılırken mürekkep okkasını sımsıkı kavrayan güçlü bir kadındı. Edebi kişiliği ve muallime olması bir yana, dönemin olağanüstü koşullarını en hayretfeza halde,  o buhran için doğmuşçasına göğüslemiş bir Osmanlı hanımefendisiydi. II. Meşrutiyet ilan edildiği sene, gazetelerde kadın haklarıyla ilgili yazılar kaleme almaya başladı. Bu yazılar irtica peşindeki çevrelerde büyük tepki uyandırdı. 31 Mart Ayaklanması üzerine can havliyle iki oğlunu alıp İngiltere’ye bir gazeteci dostunun yanına gitti. Ülkeye döndüğünde edebi kişiliği, aktivist ve siyasi karakterine nazaran daha ön plandaydı. Fakat bu durum uzun sürmedi; Balkan Savaşları akabinde, Cihan Harbi ve Milli Mücadele dönemi.  Halide Edip’in haleti ruhiyesinin ve o makus dönemin romantik yapısının teşekkülü, muazzam bir milli bilinç üzerinde zuhur bulmaktadır. Örneğin yazarın oğullarından birinin ismi Hasan Togo’dur. 1905 yılında gerçekleşen Japon-Rus harbinde yüzyıllardır Osmanlı’nın üzerine bir karabasan gibi çöken Rusya’nın, Japonlara mağlup olmasının verdiği sevinçle oğluna, Japon Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Togo’nun ismini vermiştir. Meşhur “doğunun Horatio Nelson’u” Togo Heihachiro’nun ismini. Mezkur dönemde İran’da,  daha da ileri giderek Japon İmparatoruna “Mikadoname” serlevhasıyla kaside yazan Rus karşıtı aydınlar dahi vardır. Şüphesiz ki hem Türkiye’de hem de dünyanın muhtelif yerlerinde aynı kitapları okuyarak fakat farklı şartlar ve kültürlerle yoğrularak yetişen bu emsalsiz kuşak, insanlık tarihinde bileğinin hakkıyla yer edinmiştir.

 Halide Edip, eserlerini okuyanın saygı duyduğu, fakat bir takım çevreler tarafından da hilafetçi, Amerikancı, bağımsızlık karşıtı mandacı vb. sıfatlar tasni edilmiş bir şahsiyettir. Bu durum daha çok Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu şekilde husul bulmasına karşın, o devrin siyasi meseleleri ile bugünün cahilliğini karıştırmamak gerekir.  Hulasa, Türk İnkılabı ve modernizasyonu başladığı dönemde, Gazi Paşa ile ters düşen kumandan, bürokrat ve aydınları toptan atmaya kalkışırsak, elimizde Milli Mücadele kadrosundan kim kalır?  Bu insanlar bu toprakların yetiştirdiği değerlerdir. Bugün yüzüncü yaşına yaklaşan Cumhuriyet’in yapı taşlarını oluşturan değerler. Atatürk’ün Nutuk’ta yer verdiği Halide Edip’in Amerikan himayesi tezini bildirdiği mektup bahsedilen ayrışmanın temel sebebi durumundadır. Mektupta bugünün perspektifinden-kazanılmış bir zafer sonrası- bakanları rahatsız edebilecek ibareler bulunmaktadır. Doğal olarak bahsedeceğim söylemler bugünün hakikati ( Tam bağımsız ve medeni bir Türkiye)uğruna baş koymuş olan Gazi Paşa’yı da rahatsız etmiş olmalıdır. 10 Ağustos 1919 tarihli mektubun son paragrafında yer alan “Macera ve savaş devri artık geçmiştir ” gibi ifadelerin yanısıra Türkiye’nin istikbalini Filipin ile mukayese etmesi “Filipin gibi vahşi bir ülkeyi bugün kendi kendini yönetmeye yeten çağdaş bir makine haline koyan Amerika, bu bakımdan çok işimize geliyor” Halide Edip’in ülkenin içinde bulunduğu durumu çok iyi tahlil edemediğini kanıtlar niteliktedir. “Amerika Doğu’da sömürgecilik yapmak derdinde değildir” ifadesi ise iyimserlikte aşırıya kaçan bir düşüncedir. Özellikle bu ifade, dönemin Türk aydınları ve yönetim kadroları nezdinde umumi bir eğilime işaret etmektedir. Yunan İzmir’e çıktığında Afganistan’ın kaderini düşünen Enver Paşa veya Mondros sonrası yapılan işgallere seyirci olan Vahdettin’in İngiliz dostluğuyla bu bunalımın atlatılabileceğini hayal etmesine benzer bir durum teşkil etmektedir. Nitekim Gazi Paşa Amerikan mandası hakkında  “… Öyle bir manda istenecek ve verilecekmiş ki, bu egemenlik haklarımıza, dışarıda temsil hakkımıza, kültür bağımsızlığımıza, vatan bütünlüğümüze dokunmayacakmış… Buna ve böylesine Amerikalılar değil, çocuklar bile güler. Her şeyin başında Amerikalılar, kendilerine hiçbir çıkar sağlamayan böyle bir mandayı neden kabul etsinler? Amerikalılar, bizim kara gözlerimize mi âşık olacaklar? Bu ne hayal ve aymazlıktır! ” diyerek sitemini belirtir. Şahsen Halide Edip’in mektubundaki en dikkat çekici bulduğum ifade “Onurumuzdan epeyce fedakarlık etmek zorunda bulunuyoruz” cümlesidir. Bu ifade henüz üç ay önce Sultanahmet’te sarf ettiği  “Toprağımızın üstünde şerefsiz yaşamaktansa, toprak altında yatmayı şeref sayarız” vecizesine oldukça muğayirdir. Halide Edip’in Mustafa Kemal ile arasındaki küslük Sakarya Muharebesi sırasında Gazi Paşa’nın sürekli itiraz eden Halide Edip’e “Emrime itaat edecek misiniz?” diyerek sert bir üslupla çıkışmasıyla başladığı söylenir. Bu olaya dek Erzurum ve Sivas Kongreleri sırasında yaşanan “Manda” tartışmaları haricinde Mustafa Kemal’in hassasiyetle yaklaştığı bir hanımefendidir Halide Edip. Osmanlı Almanaklarına girmiş önemli bir yazar, fikir ve düşünce kadınıdır. Kitapları satmaktadır. Eşi Adnan ve bazı mebuslar ile Ankara’ya gelmesi üzerine Mustafa Kemal’in Kazım Paşa’ya çektiği telgrafta “ Halide Edip Hanımefendi ve 8-10 mebus geldi” demesi Paşa’nın Halide Edip’e nasıl bir açıdan baktığını göstermektedir. Halide Hanım’ı yaralayan ikinci olay ise yeni kurulan hükümette görev alamamasıdır. Kadın olması mebus olmasına engeldi.  Amerikan sefirliğini istediğini birçok kez dile getirmesine rağmen bu vazifeye de malik olamamıştır. 1925’te Şeyh Sait isyanının bastırılması için kamu huzurunu ve sosyal düzeni bozacak her türlü cemiyet ve kışkırtma yayını yasaklamak amacı ile çıkarılan takriri sükun kanunu ve buna müteakip eşi Adnan Adıvar’ın kurucu üyesi olduğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kapatılması, Halide Edip’in hayatında bir kırılma noktası olmuştur. Bu dönem ona İttihatçılarla yaşadığı bunalımları hatırlatmıştır. Rejimin mahiyetini çok geç anlayacak olan çift Rauf Orbay gibi yurt dışına çıkar. Muhalefetin tasfiyesi sırasında ülkeyi terk eden Halide Hanım için pek çok kitapta sağlık sorunları ya da eğitim için yurt dışına gittiği yazılır. Torunları asıl sebebin gerçekten sağlık meselesi olduğunu mide problemleri yaşadığını teyit eder. Hatta vefatı da bu sebeptendir. Fakat bir yıl sonra Atatürk’e suikast girişimi olur. Torunu Ömer Sayar Halide Edip’in bu olaylar sonrası sürgün hayatının başladığını ve ülkeye dönmekten vazgeçtiğini söylemektedir. Atatürk’e suikast davasında Adnan Adıvar İstiklal Mahkemesi’nde gıyaben yargılanır ve aklanır. Sürgündeyken Nutuk’a cevap olarak yazdığı anılarının ikinci cildini İngilizce olarak yayınlar. “The Turkish Ordeal” bilahare sert eleştiriler çıkarılarak Ateşten Gömlek olarak Türkiye’de neşredilecektir. İşte bu kitaptan sonra Dışişleri Bakanlığı tarafından sıkı bir takibe alınır. Bu takibata mahal ve sebep verecek işler yapması ve belli bir fikre tevcih için yazılan anıların yurtdışındaki etkisinin yurt içine tesiri olabileceği, dolayısıyla inkılap ve rejime verebileceği zararın, bu takibat değerlendirilirken hesaba katılması gerektiğine inanıyorum.

Şekil 1: Takrir-i Sükun Kanununun tatbiki sırasında ülkeye sokulması yasaklanan gazetelerin 1935 yılında ülkeye sokulmasına izin verilmesi.

Sürgündeyken Paris’te, Amerika’da ve Hindistan’da çalışmalarını sürdürdü, konferanslar verdi, kitaplar yazdı. Bu konferanslar Türk Milli Mücadelesi ve Hilafet konusunda fevkalade ilgili olan Hintliler arasında büyük yankı uyandırmıştır. Hindistan serüveni 1913 yılında tanıştığı M.A. Ansari vesilesiyle başlar. 1935 yılında Camia-i Milliye-i İslamiye tarafından seri konferanslar vermek üzere Hindistan’a davet edilir. Hatta “Inside India” eserini bu seri konferanslar döneminde kaleme alır. Hindistan’ın bütünlüğünü savunan görüşlerin etrafında toplamaya yardım etmek üzere davet edilen Halide Edip, bu görevi sırasında hem kendisini davet eden dostu Dr. Ansari’ye yardım edecek hem de şahsi fikirlerini geniş bir kitleye yayma imkanı bulacaktır. Bu konferansların Türkiye’deki yankıları ise tedirginlik verici olmuştur. Buna Halide Edip’in Abdülmecid Efendi’nin kızı Dürrüşehvar Hanımı ziyaret edeceği söylentisi de eklenince iş başka bir boyut kazanır. Halide Edip köprüleri yakan tavrıyla tehlikeli bir şahsiyet intibası yaratmıştı. Üstelik Hindistan’da bu tedirginliği körükleyici yazılar kaleme alınmaktaydı. Örneğin Bombay Chronicle’da yayımlanan ve M. Mucip adında bir yazarın yazdığı makale Dışişleri bakanlığınca tercümesi yaptırılarak Başvekalete sunulmuştur.(Şekil 2) M. Mucip makalesinde Halide Edip ve Rauf Orbay’ı yerlere göklere sığdıramazken, Atatürk için bahsi geçen şahıslarda olan asil özelliklere sahip olmadığını yazmaktaydı. Oysa ki yazıda yer alan, Rauf Orbay’a Hindistan’da bulunduğu sırada bir şahsın kompliman mahiyetinde “Hindistan’ın da Mustafa Kemal ayarında bir lider çıkarması” temennisi Rauf Bey’i rahatsız etmiş ve asabiyetle “Mustafa Kemal’i yalnız Türkiye çıkarabilirdi” demiştir. Yazar çelişkili yazısında bu çıkışı farklı değerlendirerek, Mustafa Kemal adının yanına birçok isimler eklenmesi gerektiğini, bunların en başında Rauf Bey ve Halide Edip isimlerinin bulunduğunu yazmıştır. Yazar Atatürk için “Dünyanın kendisi için yaratıldığının sanan bir talih adamıdır” yakıştırmasını yapar. Kısacası sebepsiz yere yapılan bir takibat söz konusu değildir. Bir diğer açıdan onurlu vatan evlatları olan Halide Edip, Adnan Adıvar ve Rauf Orbay ellerine geçen her fırsatta isimlerine ve karakterlerine yakışanı sergilemişlerdir. Dışişleri bakanlığını da mezkur şahısların

Şekil 2: Bombay Chronicle’da çıkan yazının Başbakanlığa gönderilen tercümesinden bir sayfa.

Türk İnkılabına aykırı konuşmalar yapabileceği ve mevcut rejim hakkında olumsuz bir izlenim verebilecekleri hakkındaki şüphenin asılsız olduğuna karar vermiştir.(Şekil 3)

 Halide Edip 14 Mart 1935’te İstanbul’a hareket eden bir gemiyle Hindistan’dan ayrılmıştır. Türkiye’ye torunu Ömer’i görmek için gelir. Çocukları ve torunuyla hasret giderdikten sonra Londra’ya döner. 14 senelik sürgünü ise ancak Atatürk öldükten sonra 1939’da İsmet İnönü’nün yurda davetiyle son bulacaktır.

Şekil 3: Halep Konsolosluğunun derlediği duyumlara dayanılarak, Halide Edip’in konferanslarının devrimimizden yana olduğunun Dahiliye Vekili Şükrü Kaya tarafından CHP Genel Sekreteri Recep Peker’e iletilmesi.

Kaynaklar

Çalışlar,İpek (2010).Halide Edip; Biyografisine Sığmayan Kadın. Everest Yy.

Bilkan, Ali Fuat. Halide Edip Adıvar’ın Hindistan konferansları.

Bilkan, Ali Fuat (2005). Halide Edip Adıvar’ın “Inside India” Eseri ve Hindistan Ziyareti

Adıvar, Halide Edip (1955). Türkiye’de Şark, Garp ve Amerikan Tesirleri.

Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi

Şekil 1: 30-18-1-2 / KARARLAR DAİRE BAŞKANLIĞI (1928- ) Yer Bilgisi : 53 – 21 – 8 Dosya Ek : 85-55

Şekil 2: 30-10-0-0 / MUAMELAT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Yer Bilgisi : 84 – 554 – 10 Dosya Ek : 85

Şekil 3: 490-1-0-0 / CUMHURİYET HALK PARTİSİ Yer Bilgisi : 578 – 2299 – 5 Dosya Ek : 2.BÜRO

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here