Eski Türkçe dönemi 6.-13. yüzyıllar arasındaki dönemi kapsamaktadır. Türkçenin bütün dönemleri hesaba katıldığında; hem ses ve biçim bilgisi hem de söz varlığı bakımından en saf ve duru dönemidir. Köktürkçe, II. Köktürk kağanlığı zamanında (682- 745) kağanların yazıt olarak diktirdikleri taşlarda bulunmaktadır. Köktürk yazıtları, birer tarih ve söylev metinleridir. Tarihi söylev olarak kullanılan bu metinler aynı zamanda Türkçenin ilk yazılı dil belgeleridir. Yazıtlara bakıldığında sözlü bir dil kültürünün olduğunu gösterir. Yazıtlarda, olaylar sade, açık ve anlaşılır bir şekilde anlatılmakta; bütün duygu ve düşünceler ifade edilebilmektedir. Aynı zamanda yazıtlarda atasözleri ve deyimler kullanılmaktadır. Uygurlar ise Köktürk devletinden sonra kurulmuştur.  Budizm’i benimseyerek Uygur yazısı ve Mani, Brahmi yazılarıyla, taş ve kağıt üzerine yazılmış çeşitli metinlerle kütük basması eserler bırakmıştır. Kazılar sonucunda ortaya çıkarılan yüzlerce sandık eserin çoğu dini nitelikli olmakla birlikte; aralarında tıp, falcılık, astronomi ve şiirle ilgili eserler bulunmaktadır. En önemlileri ise Sekiz Yükmek, Altun Yaruk, Irk Bitig, Kalyanamkara ve Papamkara Hikayesi’dir.

 

Orta Türkçe dönemi ise 13.-15. yüzyıllar arasını kapsamaktadır. Bu dönem eski Türkçeyle yeni Türkçeyi birbirine bağlayan geçiş dönemidir. Türkçe bu süreç içerisinde değişime ve gelişime uğramıştır. Bu değişme ve gelişmeler yeni yazı dillerinin oluşmasına olanak sağlamıştır. Böyle bir oluşum ve dallanmaya beşiklik eden asıl bölge Harezm bölgesidir. Harezm’de kurulan ve gelişen Harezm Türkçesi, 13. yüzyıla kadar birbirinin devamı niteliğinde tek kol halinde ilerleyen türk yazı dilinin Çağatay, Oğuz ve Kıpçak temelinde yeni dallanmalara kaynaklık etmiştir. Karahanlı Türkçesi, ses ve dil özellikleri bakımından eski Türkçeye benzemektedir. İçerisinde Arapça ve Farsça kelimeler bulunmaktadır. Karahanlı Türkçesi, Köktürk – Uygur yazı geleneğinin gelişmiş ve devamı niteliğinde biraz farklılaşmış bir yazı dilidir.  Karahanlılar İslamiyeti ilk kabul eden Türk devleti olarak tarihe geçmiş ve ilk İslami eserler yazılmıştır.   Bu döneme ait başlıca önemli eserler Kutadgu Bilig , Divanü Lügati’t – Türk , Atabetü’l- Hakayık , Divan-ı Hikmet eserleridir. Çağatay Türkçesi ise 15. yüzyılda, Ali Şir Nevai vasıtasıyla ölçünlü hale gelmiştir. Çağatay Türkçesi ile yazılmış eserlerin büyük bir bölümünde Arap alfabesi kullanılmış olsa da Uygur harfleri ile de eserler yazılmıştır. Kıpçak Türkçesi, kuzey Türkçesidir. Bu dönemin önemli eserleri ise Kodeks Kumanikus, Hüsrev ü Şirin ve Gülistan Tercümesi’dir.

Batıya doğru Orta Asya’nın içlerinden hareket eden Türk boylarından biri de Oğuzlardır. Horasan ve İran’dan batıya doğru uzanarak 13. Yüzyılda Azerbaycan, Anadolu ve Irak bölgesinde Oğuz Türkçesi temelinde oluşturulan Eski Anadolu Türkçesi, Orta Türkçe dönemi içinde Batı Türk yazı dili alanının merkezi olmuştur. Genel çizgileriyle Selçuklu Devleti’nin yıkılışından Osmanlı Devleti’nin imparatorluk temellerini atışına kadar geçen dönemi kapsayan 13-15. yüzyıllardaki Oğuz Türkçesi temelinde Batı Türk yazı dili, Doğu Türk yazı dilinden ayrı, müstakil bir gelişme seyri göstermiştir. Oğuz dili, Anadolu bölgesinin geçirdiği siyasi ve etnik sebeplerden dolayı dönemlere ayrılmıştır. Bunlar ise Selçuklu Dönemi Türkçesi, Beylikler Dönemi Türkçesi, Klasik Osmanlı Türkçesi’dir. Bu dönemlerde birçok eser ve yazar edebiyatımıza kazanılmıştır.(Hoca Dehhani, Yunus Emre, Gülşehri, Aşık Paşa, Ahmedi, Şeyhi, Erzurumlu Kadı Darir, Dede Korkut)

 

Modern Türkçe dönemi 20. yüzyıldan itibaren, bugünü de içine alan bütün Türk bölgelerinde devam eden Türkçedir. Tanzimat dönemi edebiyatı eski edebiyata karşıt olarak doğmuştur. Bu dönemde eski- yeni çatışmaları olmuştur. Amaç ise edebiyatta yenileşme ve Batıdakine benzer bir edebiyat meydana getirmektir. Her ne kadar yeniyi savunsalar bile eski edebiyatın izlerini tam olarak silememişlerdir. Eski edebiyatta dil ağır ve süslü iken, yenide açık ve anlaşılır bir dil savunulmuştur. Dönemin siyasi sebeplerinden dolayı eserler topluma dayalı yazılmıştır. Önemli aydınlar ise Namık Kemal, Ali Suavi, Ahmet Mithat Efendi, Ahmet Vefik Paşa’dır. Servet-i Fünun dönemi, devrin siyasi ve sosyal şartlarından dolayı Tanzimatçılara göre daha çok bireysel bir çizgi etrafında ilerledi. Dil eski edebiyat çerçevesinde ilerlemeye devam edip, üsluba aşırı bir şekilde özen gösterilirken yapay bir sanat dili kurulur. Meşrutiyet döneminde,  II. Meşrutiyet’in ilanı ile dilde sadeleşme ve Türkçeleştirme faaliyetleri başlamıştır. Bu dönemde çeşitli dernekler ve dergiler etrafında birleşen aydınlar, milli dil ve kültürü ön plana çıkarmışlardır. Birçok akım oluşmuştur.( Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük, Batıcılık)

 

Cumhuriyet dönemi ise günümüzde hala devamlılığını sürdüren dönemdir. Latin alfabesinin kabulünden sonra, artık dilin gramer, sözlük ve karşılaştırmalı araştırmalar gibi sorunlarına dönüldü. Dili yabancı sözcüklerden arındırma çalışmaları başlatıldı ve bu çalışmalar birçok kuram etrafında gerçekleştirildi. Belli bir akım etrafında dönem dönem toplanmalar olmuştur fakat genelde bireysel ilerlemiştir.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here